10 Eylül 2014 Çarşamba

HÜRRİYETÇİLİK VE ŞAHSİYETÇİLİK

İnsanlar için mutluluk her şeyden önce hür olmaya bağlıdır. İnsanlığı aşağılatan en tiksindirici hâI 
insanların köle olmaları, köle yapılmalarıdır. Biz millî doktrin Dokuz Işık’ta ne başkalarını uşak 
olarak kullanmayı, ne de başkalarına uşak olmayı kabul eden bir görüşü esas almış bulunmaktayız. 
İnsanları aşağılatan, en tiksindirici hâl olan, köleliğe karşıyız. Türk milletinin, Türk toplumunun 
her manada özgür olmasıyla mutlu olacağına, yükselebileceğine inanmaktayız. Bu bakımdan her 
ne bahane ile olursa olsun, her ne isim altında olursa olsun insanları hürriyetsizliğe sürükleyen 
her çeşit davranışa karşıyız. Hürriyet derken sadece siyasî hürriyeti değil, ekonomik hürriyeti, 
sosyal hürriyeti, ilim hürriyetini, kısacası İnsan Hakları Beyannamesi’nde ve Birleşmiş Milletler 
Anayasası’nda ifadesini bulan tüm hürriyetleri bir bütün olarak kastetmekteyiz.
Türk milleti için uygun gördüğümüz yönetim sistemi de “Hürriyetçi demokrasi” sistemidir. Bu 
bakımdan demokratik nizamın korunması, geliştirilmesi ve demokratik nizam içinde halkın 
desteğinin sağlanması Dokuz Işık görüşü için başlıca esastır. Hürriyetçilik ilkesiyle beraber Halkçılık 
deyimini de kullanmaktayız. “halkçılık” deyimiyle kastedilen şudur : Her şeyin halkla beraber, 
halk için olması ve halka doğru olması ve halk tarafından olması. Halkın yaşayışını paylaşarak, 
halkın yükseltilmesini birinci plânda düşünerek, halkın dertleriyle yoğrularak halkla el ele iş birliği 
yapmak suretiyle halk için ve halk tarafından her hareketin düzenlenmesi ve yürütülmesi fikrini 
kastetmekteyiz.
Halka rağmen hareket etmeyi doğru ve uygun bulmamaktayız. Türk milletinin yükselişi, milliyetçilik 
ülküsünün siyasî hareket olarak gelişmesi her şeyden önce “halk demokrasi”sinin Türkiye’de 
yaşatılmasına. ve geliştirilmesine bağlıdır. Türk milliyetçiliğinin korunması ve hedefine varması 
demokrasiyle sıkı sıkıya bağlıdır. Bunun için halkçılık ve hürriyete dayanan halk idaresi millî 
doktrinin temel görüşüdür.
Yalnız memleketimizde hürriyet birçok zamanlar kalıp, klişe hâlinde siyasî bir manada anlaşılmış, 
kabul edilmiştir. Böyle bir hürriyet yaşayan bütün insanlar için, bütün milletler için hürriyet 
olmaktan çok zaman uzak kalmıştır. Hürriyet deyince, siyasî hürriyeti esas almayacağız, hürriyeti 
bütün bölümleri ile beraber düşünmek ve o şekilde bir hürriyeti istemeyi esas kabul ediyoruz. 
Bunlar Birleşmiş Milletlerin Anayasası’nda yer almış olan hürriyetlerdir. Bu, söz hürriyeti, yazı 
hürriyeti, bilim hürriyeti, sosyal hürriyet, ekonomik hürriyet, korkudan ve baskıdan azade olmak 
hürriyeti ve sefaletten kurtulma hürriyeti gibi bütün hürriyetleri içine alan bir hürriyet görüşüdür. 
Bir insana hürsünüz işte size siyasî haklarınızı tanıyoruz, istediğiniz yere reyinizi verebilirsiniz”, 
fakat arkasından el altından “Şu tarafa rey vermezseniz işinizden çıkarırım” korkusunu, tehdidini 
koyarsanız, onun hürriyeti bir mana ifade etmez. Veyahut “Bu tarafa rey verirseniz akşam eve 
giderken beş tane adamım sizi çevirir, adamakıllı döver” gibi tehdit eder bir durum ortaya çıkarsa, 
hürriyetin anlamı kalmaz.
Yani hürriyetin gerçek hürriyet olabilmesi için Birleşmiş Milletler Anayasası’nda ayrı ayrı 
sayılmış olan bu hürriyetlerin bütün olarak herkese sağlanmış olması şarttır.Hürriyetçilikle beraber 
şahsiyetçiliği de esas alıyoruz. İnsanlar şahıslarına karşılıklı saygı ve karşılıklı teminat içinde 
bulunmalıdırlar. İnsanlar her zaman hakarete uğrarlarsa, her zaman haklarından emin durumda 
bulunmazlarsa, o insanların o memleket içinde faydalı olmaların huzur içinde olmalarına ve mesut 
olmalarına imkân yoktur. Onun için bu prensibimizi de hürriyetçiyiz ve şahsiyetçiyiz diye ifade 
ediyoruz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder